NECDET ERDOĞAN BOZKURT

TEK-DER BAŞKANI, ANKARA DEV-GENÇ BAŞKANI, DEV-GENÇ YÜRÜTME KURULU ÜYESİ

Köy enstitülü sağlıkçı bir baba Kazım Bozkurt ile sağlıkçı bir anne Zehra Bozkurt tek çocukları ile birlikte görevleri gereği Karsın en güzel ilçelerinden biri olan çam ormanlarıyla süslü Sarıkamış’ta yaşamaktadırlar. Takvim yaprakları 2 Mart 1954 ü gösterirken ilk çığlığıyla birlikte ikinci çocukları Necdet Erdoğan dünyaya gelir. Her taraf karla buzla kaplı soğuk bir gündür. Bütün çocuklar gibi onun ilk yılları da en saf ve en temiz duygularla

dolu bir takım izler bırakarak hızla akar. Beş yaşına geldiğinde babasının askerlik görevi için Bursa’ya taşınırlar. Askerlik bitince Kazım Bozkurt’un görev yeri Bursa Kemal paşanın Çaltı köyüdür. Beş yıl bu köyde kalırlar. Necdet İlkokulu bitirdiği yıl babasının tayini Kemalpaşa’ya çıkar ortaokulu ve Sanat Enstitüsünü burada okur. 1973 yılında üniversitelere giriş sınavında Yüksek Teknik Öğretmen Okulunu(Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi) kazanınca öğretmen olmak için ilk engeli aşmanın sevinç mutluluğuyla baba ocağından ayrılarak Ankara’nın yolunu tutar. Güz olmasına rağmen gök yaz ortalarındaki gibi göz alıcı ve yüksekti, güneş sıcak sıcak parlıyordu. Ankara da havalar güzel gidiyordu.

Heyecanla okula kaydolup kısa sürede kalacak ev sorununu da halledince rahatlayıp üniversite öğrenciliğinin keyfini çıkarmaya başladı. Artık şimdi yüreğindeki hayat bir başka biçimde ve çok daha güçlü kımıldıyordu. Güler yüzlülüğü, sevimliliği ve etrafına ışıklar saçan parlak düşüncelerle dolu bir genç olması ona kısa sürede pek çok yeni arkadaş edinmesini sağlamıştı. Keman çalmaya merak sardı. Ne zamandır arada sıra kendini hissettirerek zihninde dolaşıp duruyordu. TRT sanatçısı Ziya Taşkent’ten ders aldı. Kısa süreli de olsa kemanının gergin tellerinden dökülen nağmeler zihnini yüreğini renklendiriyordu.

Bu sıralarda okulda önemli gelişmeler olmaktadır.12 Mart 1971 askeri faşist darbesinin kendilerine sağladığı kolaylıklarla okul derneğini ele geçiren faşistler sol görüşlü öğrencileri sindirmek ve yıldırmak için harekete geçmişlerdi. Necdet’in bunu fark ederek kısa süre de tavrını belirleyerek bu saldırılara karşı direnen öğrencilerin saflarında yer almasıyla birlikte bir zincirin halkaları gibi birbirinin aynısı tek düze yaşamı da sona eriyordu.

O yıl 12 Mart 1971 askeri faşist darbesinden sonra tutuklanıp sıkıyönetim askeri mahkemesinde Dev-Genç davasında yargılanan Ali Başpınar, Sedat Kesim gibi pek çok THKP/C ve THKO’LU devrimcilerin de aralarına katılmalarıyla ortaya çıkan olumlu havayla birlikte devrimci demokrat öğrenciler yeni bir dernek kurulması çalışmalarına başlanır. Necdet aktif olarak yer alır 12.12.1974 günü TEK-DER (Yüksek Teknik Öğretmen Okulu mezunları ve öğrencileri derneği) kurulur. Kurucu başkan Ragıp Doğanay faşistlerin saldırıları sonucu ağır yaralanıp bir süre okuldan uzak kalınca ilk genel kurulda Necdet başkan seçildi. Artık bütün zamanını okuldaki devrimci öğrencilerin örgütlenmesine ve dernek çalışmalarına ayırıyordu. Yüreğinde ki yaşama sevgisinin yanında ikinci bir büyük sevda daha ateşlenmiştir.

Başkan inanılmaz bir enerjiyle koşturuyordu. Yaşamında olduğu gibi devrimci mücadelede de titiz ve disiplinlidir. Kısa sürede devrimciler Tek-Der etrafında örgütlenince önemli bir güç haline gelirler. Bu çalışmalara paralel olarak birde içinde o günkü devrimci mücadeleye ışık tutup katkı koyacak şekilde ağırlıklı olarak teorik yazıların yer aldığı TEK-DER BÜLTENİ çıkarılır. Bültendeki yazıların önemli bölümü Necdet tarafından kaleme alınmıştır.

 O yıl okul tatil olunca memleketlerine gitmeyen devrimci arkadaşlarından kendisinin yönlendirip ve öğretmenlik yaptığı eğitim grupları oluştur. Bu gruplar neredeyse bütün gün hayatı birlikte paylaşmaktadırlar. Bu birliktelik Tek-Derlilerin aralarında bütün hayatları boyunca hiç kopmayacak güçlü dostluk bağlarının kurulmasına da ayol açmıştı.

1975-1976 eğitim öğretim yılı başlarken (Adalet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Milli Selamet Partisinin oluşturduğu Milliyetçi Cephe koalisyonu)MC hükümeti iş başındadır. Üstelik Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretmen okullarından sorumlu Komando Ayvaz’ın (Ayvaz Gökdemir) aklında fikrinde bir an önce bu okulları birer komando kampı haline getirmek vardır.

Hayat Tek-Derlilere bir başka sürpriz daha yapar. Yanı başlarındaki Gazi Eğitim Enstitüsünün devrimci öğrencileri 12 Mart 1971 döneminden kalan ve klasik bir mücadele yöntemi olarak bilinen boykota gitme kararı alırlar. Başta Tek-Derliler olmak üzere pek çok devrimcinin boykotun okulları faşistlere teslim etmek anlamına geldiğini öne sürerek, karşı çıkışları pek bir işe yaramaz, boykot başlar. Beşevler artık bütünüyle faşistlerin işgali altındadır. Yüksek Teknik Öğretmen Okuluna gidip gelmek ateşten gömlek gibidir. Buna rağmen başta Tek-Der başkanı Necdet olmak üzere okumaktan başka çaresi olmayan bütün devrimciler bir an bile endişeye kapılmaz, panik olmaz, kararlarından asla caymazlar.

Tam tersine gittikçe artan koyu karanlığın üzerine cesaret ve kararlılıkla yürürler. Tek-Derliler faşist işgal altında ki Beşevler’de kendi can güvenliklerini kendileri sağlayarak faşist teröre karşı adından daha sonra sevgi ve saygıyla söz ettirecek inanılması zor, örnek bir direniş mücadelesi başlatırlar. Şafak sökmeden çıkarlar sıcak yataklarından. Bazen İsrail evlerinde, bazen EGO'nun önünde toplanıp, grup halinde onca yolu teperek resmi ve sivil faşist çetelerin kurduğu pek çok pusuyu ve engeli zayiatsız aşarak kafalarında ağır düşüncelerle okulun önüne gelirler. Daha önceden öngördükleri gibi onları ilk karşılayan Gazi Eğitim Enstitüsünün faşist katilleridir.  

 Birkaç hafta içinde devrimcilerin dağılıp gideceğini ümit eden resmi ve sivil faşistlerin beklentileri boşunadır, kavga büyüdükçe büyümektedir. Bir başka yöntem devreye konur! Necdet ve birkaç Tek-Derli boy hedefi haline getirilir. 3 Ocak 1976 günü okulda çıkan bir çatışmada yaralanan bir faşist daha sonra ölür. Bu çeteler için iyi fırsattır. Necdet ve boy hedefi haline getirilen iki siyah paltoludan biri olan Mehmet Korkusuz tutuklanır.

Necdet Merkez Kapalı Cezaevinde bütün gün gece yarılarına kadar bıkıp usanmadan okur, tartışır, notlar alır. Heyecanla, sabırsızlıkla ve haklılığının ona verdiği bir güvenle dışarıya çıkacağı günü beklerken, Merkez Kapalıyı akademik eğitimi için bir fırsat haline dönüştürür. Günler geçip gider sekiz ay sonra tahliye olur, gökyüzündeki kuşlar gibi neşelidir.

Dışarıda pek çok şey değişmiştir. Faşist saldırı ve tertipler artmış, can güvenliği önemli bir sorun haline gelmiştir. Eskisinden daha büyük bir güven ve cesaretle atılır kavgaya. Dev-Genç yürütme kurulu üyesi seçilir, Ankara Dev-Genç’in örgütlenme çalışmalarını katılır, bir süre sonra da başkan olur. Gülümseyen gözleri, yüzünden eksik olmayan tebessümleri, sıcakkanlı ve mütevazılığı, bitmez tükenmez bir enerjisi, zekâsı, bilgisiyle, duru ama inatçı ve ikna edici sesiyle kısa zamanda devrimci gençliğin ustası olur.

 Sevgi dolu yüreğine kızgın yağ dökülmüşçesine acılar içinde kıvrandıran dost kurşunlarına hedef olduğunda bile enerjisinden, kararlılığından ve devrimci bir öndere yakışan özelliklerinden hiçbir şey kaybetmemişti. İçinde taşıdığı coşku ve heyecanında hiçbir azalma olmamıştı.

Hastanede yatarken onca ağrı ve sızılarını hiçe sayarak durmadan okur, eğitim çalışmaları için notlar çıkarır. Daha sonra bu notlar elden ele dolaşır.

 Necdet, arada bir geçici süreyle mahalli çalışmalara da katılır. Oralarda süren faşist saldırılara karşı halkın direniş örgütlenmelerin de yer alır gözlemler yapar.  

Günler aylar geçip gittikçe sivil ve faşist saldırılar geometrik oranlarda artış gösterir. Askeri faşist darbe koşullarını hazırlamakla görevlendirilmiş emperyalizminin bekçi köpekleri Kenan evren ve arkadaşları ülkeyi kan gölüne çevirmeye yemin etmişlerdir. Her yeni gün mutsuz ölüm haberleriyle gelmektedir. Katliam çığlıklarına dinsel ilahiler karışır. En yırtıcı ve en zalimce saldırılar birbirini takip eder. Birbiri ardına insanlık dışı kışkırtmalar ve katliamlar tertiplenir. Adalet ve insanlık yasları hiçe sayılarak ülkemiz halkları adeta boğazlanır. Emperyalist uşaklar kendi halkına karşı acımasızca bir savaş sürdürmektedir. Demokratlar, aydınlar, yurtseverler, devrimciler her günü yoldaşlarının, dostlarının, canlarının, sevgililerinin, ölüm haberleriyle yaşarlar. Koşullar güzel ve ışıklı bir dünyaya olan özlemi daha da arttırmaktadır. Devrimciler bu koşullarda da en değerli varlıkları canlarını ortaya koymakta ne tereddüt ettiler ne de umutlarından vazgeçtiler. Tam tersine inatla kitaplarıyla, türküleriyle, bayraklarıyla dalga dalga meydanları caddeleri sokakları doldurmaya devam ediyorlardı. Aydınlık oluyor, yürüdükçe yürüyorlardı karanlığın üstüne. Özgürlük mücadelesi yaygınlaşıp güçlenerek devam ediyordu.

 İşte Necdet o sıralarda sorumlu olarak İskenderun’a gönderildi. Kendi kanlı ve zorba diktatörlüklerine yol açma derdindeki egemen güçler MİT’iyle kontrgerillasıyla sivil faşist çeteleriyle kendi gözleri önünde doğup büyüyen özgürlük mücadelemizi susturabilmek için pervasızca ve acımasızca yeni katliamlara ve sürek avlarına giriştiler.  Ana karnında bebelerin bile kılıçtan geçirildiği ülke tarihimizin en kanlı en vahşi katliamlarından birini Maraş’ta tezgâhladılar. Yüzlerce insanımızı kaybettik. Bu katliamın acı çığlıkları kulaktan kulağa yankılandığı bir sıra da 29 Aralık 1979 günü Necdet İskenderun’da yakalandı.

 Peşinde dolaşan katiller onu hemen tanıyıp iki gün boyunca zalimce işkence ettiler. Ne var ki bu işkenceler gözü dönmüş sürülerin kabaran kin ve öfke duygularını bir türlü yatıştırmıyordu. Uzun boylu katil aklını kaçırmışçasına her yanı titriyordu. 

Apoletli katil homurtulu sesler çıkararak silahını elleri kelepçeli gözleri bağlı Necdet’in kalbine doğrultup iki el ateş ederek onun Ankara Beşevler’de başkanlığını yaptığı TEK-DER ile başlayıp, Ankara DEV-GENÇ ve yoksul emekçi halkın DEVRİMCİ YOL’ unda büyük bir cesaret ve kararlılıkla sürdürdüğü hürriyet kavgasında bayraklaşan büyük bir devrimciyi katlediyordu.

Yiğit ve yürekli yoldaşımız,

Sen yaşamında ne kadar çok sevdiysen keman çalmayı, gitar çalmayı türkü söylemeyi, faşizme karşı direniş mücadelesinde ön safta yer almayı, yani bütünüyle yaşamayı, biz de seni öyle sevdik. Sevmekle de kalmadık, yüreklerimizi zalimler karşısında devleşen yüreğinle birleştirerek seninle övündük.

       İskenderun’da katledildiğinden bu yana kırk bir yıl geçti. Bizi sonsuz ve süresiz ayıran o kurşunların yüreğimizdeki derin acısı, her geçen gün artarak devam etmektedir.

       Senin adını zihnimize, aklımıza, yüreğimize onurla kazıdık, unutmayacağız.

        Kırk bir yıllık özlem ve sevgiyle anıyoruz.

 

 

                                           Aydemir Çimen

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                         

 

                         

                                       

                 


Yazdır